yenilenebilir enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yenilenebilir enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.12.2009

Liquid battery



Eco Factor: Liquid battery to be developed to store excess renewable energy.

Back in March MIT announced the development of a liquid battery, which was fashioned using liquid metals and a liquid electrolyte between them. The battery was touted to be developed for mobile applications such as portable electronic devices and automobiles.

After gathering some major funding from ARAP-E (Advanced Research Projects Agency, Energy), the inventor now believes that instead of powering small systems, the battery can be made large enough to store excess renewable energy.

The inventor believes that the battery will be made at a size never been seen before and will enable round-the-clock power from wind and solar power stations, thereby increasing the stability of the grid. Since solar generators only work during the day and wind is stronger at night, the battery will be used to store excess energy and power the grid during downtime.

13.05.2009

Rüzgar enerjsinde Almanya birinci




Almanya, rüzfar enerjisi kullanımında dünyada birinci sırada yer alıyor...
Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Almanya, rüzfar enerjisi kullanımında dünyada birinci sırada yer alıyor...
Almanya’da yenilenebilir enerji kullanımında önde gelen ülkelerden biri. Alman Enerji Ajansı’nın verilerine göre, Almanya rüzgar enerjisi kullanımında dünya birincisi. Jens Thurau’nun haberi...


Almanya’nın Bonn şehrinde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Konferansı‘nda güneş, rüzgar ve sudan enerji kaynağı olarak nasıl yararlanılabileceği tartışıldı, bu alandaki en son teknik yenilikler tanıtıldı ve yenilenebilir enerji türlerinin toplam tüketim içindeki payının sanılandan çok daha fazla olabileceği anlatıldı.

Konferansın amacıysa, iklimin korunması, yoksulluğun yenilmesi ve petrol bağımlılığının azaltılması için neler yapılabileceğini dünyaya anlatmaktı. Enerji kazanımında ileri teknolojilere geçilmesi aynı zamanda sanayi ülkeleri için ek ihracat ve istihdam imkanı da yaratıyor. Bu alandaki en ileri ülkeler arasında yer alan Almanya’da, alternatif enerji teknolojileri ihracatını artırmak amacıyla Dena adlı bir ajans kurulmuştu. Ajans geçenlerde Berlin’de son iki yılın faaliyet bilançosunu çıkardı.

Buna göre, toplam elektrik üretimi açısından Almanya rüzgar enerjisinde dünya birincisi. Bütün dünyada rüzgardan kazanılan elektriğin üçte biri Almanya’da üretiliyor. Bu doğal enerji türünü elektriğe dönüştüren pervaneli rüzgar türbinleri ihracatında ise Danimarka dünya birincisi. Bütün dünyada en çok Vestas marka rüzgar jeneratörü satılıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları için yoğun teşvik uygulanan Almanya’nın ihracat oranı ise oldukça düşük.

Yenilenebilir enerjlere teşvik

Kısa adı DENA olan Alman Enerji Ajansı bir kamu kuruluşu. Bundan iki yıl önce Alman malı yenilenebilir enerji tesisleri ihracatını teşvik amacıyla kurulmuştu. Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Rezzo Schlauch öncelikle güney yarıküre ülkelerinin önemli bir pazar oluşturabileceğini söyleyerek şöyle devam etti:

”Kalkınma halindeki ülkeler yenilenebilir enerji kaynaklarının ihtiyacın karşılanmasında önemli rol oynayabileceğini idrak ettiler. Enerji ikmalinde büyük şebekelere ve ham petrole bağımlılıktan kurtulup küçük üretim birimlerine geçmenin yararını kavradılar.”

100 şirketi temsil eden Alman Enerji Ajansı, fuarlarda Alman ürünlerini tanıtıyor, ihracat bağlantıları kuruyor ve münferit sorunlara çözüm arıyor. Örneğin, Sibirya’da kurulması planan dev enerji parkında monte edilecek rüzgar jeneratörlerinin, sıfırın altında 65 dereceyi bulan soğuğa dayanıp dayanmayacağını sınamak DENA’ye düşüyor.

Enerji kılavuzu

Dünyanın birçok bölgesinde zararsız enerji türleri için şartların elverişli olup olmadığını saptamak zor. Bu alandaki yatırımlar için önce sağlam fizibilite raporlarının hazırlanması gerekiyor. Enerji Ajansı Başkanı Stephan Kohler, ihracat pazarları için ayrı ayrı teknik ve ticari araştırma yaptıklarını değinerek, ”Şirketler hangi pazara üretim yapacağını ve teşvik uygulanıp uygulanmadığını bilmek ister. Bütün faktörlerin yer aldığı enerji kılavuzumuz kapışılıyor” diye konuştu.

Güneş ışınlarını doğrudan elektriğe dönüştüren fotovoltaik enerji sistemleri ihracatında Japonya bu pazara çok erken el atmasının meyvelerini topluyor. Alman şirketleri daha çok rüzgar ve jeotermik enerji kaynaklarını değerlendiriyorlar. Kamçatka yarımadasına jeotermik enerji santralı kuracak olan konsorsyumun başkanı Werner Bussmann, ”Volkanik bölgelerdeki yüksek basınçlı buhar potansiyelini elektrik üretiminde kullanmak kolay. Kamçatka’da açılacak kuyulardan bu doğal enerji kaynağını elektrik santrallarındaki türbinlere taşımak zor bir iş değil” dedi.

Alman şirketleri ağırlığı rüzgar enerjisine veriyor ve ihracat payını %30’dan %50’ye çıkarmayı planlıyorlar. Almanya’da kurulu rüzgar jeneratörlerinin sayısı 15 bini geçiyor.


Jens Thurau

Rüzgar Enerjisi, Bozcaada


Bozcaada Rüzgar SantraliRüzgâr Enerjisi nasıl bir yerden gelir? Tüm yenilenebilir enerji türleri (gelgit enerjisi ve jeotermal hariç) ve fosil yakıt enerjisi dahi sonuç olarak güneşten kaynaklanır. Güneş yeryüzüne saatte 100.000.000.000.000 kW enerji gönderir. Başka deyişle yeryüzü, 1018 watt kadar güç kazanır. Güneşten gelen enerjinin %1-2'si rüzgâr enerjisine dönüşür. Bu, yeryüzündeki tüm bitkilerin biyolojik kütleye dönüştürdüğü enerjinin 50 - 100 katıdır. Sıcaklık farkları hava akımını oluşturur. Ekvator çizgisi yakınındaki bölgeler dünyanın diğer bölgelerine göre daha fazla ısınır. Bu sıcak bölgeler, kızıl ötesi fotoğraflarda sıcak renklerle (karalarda kırmızı, turuncu ve deniz yüzeyinde sarı) görünür. Sıcak hava soğuk havadan hafiftir ve yaklaşık 10km'ye ulaşıncaya kadar gökyüzüne yükselir. Bu sıcak hava kütlesi hareket ederek Kuzey ve Güney Kutbuna yaklaşınca aşağı çöker ve ekvatora geri döner. Coriolis Kuvveti Dünya döndüğü için kuzey yarıküre üzerindeki her hareket, kendi konumumuza göre sağa doğru (güney yarıküre için sola) yönelir. Bu belirgin bükücü kuvvet Coriolis Kuvveti (Coriolis Force) olarak bilinir. Bu kuvveti keşfeden Fransız Matematikçi Gustave Gaspard Coriolis'in ismiyle anılmaktadır (1792 - 1843). Kuzey yarıküre üzerinde hareket eden bir parçacığın sağa doğru döneceği pek açık görünmeyebilir. Bu olayı şöyle canlandırabiliriz: Uç kısmı güneye doğru hareket eden bir koni düşünün ve dünyanın döndüğü gerçeğini de eklersek, koninin sanki sağa doğru kaydığını görürüz. Coriolis Kuvveti gözle görülebilir bir olaydır. Tren yolu hatlarının bir tarafı diğerinden daha hızlı aşınır. Nehir yataklarının bir tarafı diğerinden daha derine iner (hangi taraf olduğu bulunduğumuz yarıküreye bağlıdır ve kuzey yarıkürede hareket eden bir parçacıklar sağa yönelir). Kuzey yarıkürede rüzgâr, bir alçak basınç alanına yaklaştıkça saat yönüne ters yön alır. Güney yarıkürede ise rüzgâr, alçak basınç alanları etrafında saat yönünde döner. Rüzgârın Gücü Rüzgâr hızı, bir rüzgâr türbininin elektriğe çevirebileceği enerji miktarı açısından önemlidir. Rüzgârın enerji içeriği, ortalama rüzgâr hızının küpü oranında değişir. Yani rüzgâr hızı 2 katına çıkarsa, 8 kat enerji içerir. Öyleyse, rüzgârın enerji içeriği rüzgâr hızının kübü oranında değişir. Günlük yaşamdan, bir otomobilin hızı 2 katına çıkarsa frenlemesi ve durdurulması için 4 kat enerji gerektiğini farkedebilirsiniz (Aslında bu Newton'un 2. hareket yasasıdır). Rüzgâr türbini örneğinde, rüzgârın hızını 2 katına çıkarırsak her saniye pervaneden geçen dilim sayısını da 2 kat artar ve bu dilimlerin her biri otomobilin frenlemesi örneğinden anlaşıldığı gibi 4 kat enerji içerir. Neden Rüzgâr Enerjisi Rüzgâr enerjisi günümüzde, 21. yüzyılda ve onların ötesinde ençok gelecek vadeden teknolojilerden bir tanesidir. Burada rüzgâr enerjisi üzerinde en çok sorulan sorular hakkında bazı kısa cevaplar bulacaksınız: Rüzgâr Enerjisi Temizdir Rüzgâr türbinlerinden herhangi bir çevre kirliliği olmaz. Modern bir 600 kW gücündeki rüzgâr türbini ortalama bir yerde, bir yılda genellikle kömürle iletilen diğer elektrik santrallarının 1.200 ton karbondioksidinin yerine geçecektir. 20 yıllık bir işletme süresi içinde (ortalama bir yerde) bir rüzgâr türbini tarafından üretilen enerji imâlatı, bakımı, faaliyeti, demontajı ve parçalanması için gerekli olan enerjinin sekiz misli fazladır. Başka bir deyişle, genellikle bir rüzgâr türbinini imâl etmek ve çalıştırmak için gerekli olan enerjiyi geri kazanmak için sadece iki ya da üç ay yeterli olacaktır. Rüzgâr Enerjisi Yoğundur Rüzgârdaki enerji gerçekten de sürdürülebilir bir kaynaktır. Rüzgâr hiç bitmeyen bir şeydir. Halihazırda, rüzgâr enerjisi Danimarka elektrik tüketiminin %31.1'ini karşılamakta ve bu rakkamın 2008 yılında yüzde 40 mertebesine yükselmesi beklenmektedir. Avrupayı çevreleyen sığ denizlerin üzerindeki rüzgâr kaynakları, teori olarak Avrupa'nın kullandığı tüm elektriği birçok misli ile karşılar niteliktedir. Rüzgâr Enerjisi Farklıdır Rüzgâr türbinleri boyutlar ve üretim kapasiteleri açısından çok büyümüşlerdir. 1980'lerden kalma tipik bir Danimarka malı rüzgâr türbini, 26 kW gücünde bir üretece ve 10,5 metrelik bir pervane çapına sahiptir. Modern bir rüzgâr türbini 43 metrelik bir pervane çapına ve 600 kW gücünde bir üretece ulaşmaktadır. Yılda 1 ile 2 milyon kW/saat enerji üretmektedir. Bu da Avrupa'da 300 ile 500 konutun yıllık elektrik tüketimine eşit bulunmaktadır. Son nesil rüzgâr türbinlerinin 1.000 - 1.500 kW üreteci ve 50 - 60 metrelik pervane çapı bulunmaktadır. Galler'in Carno bölgesinde bulunan, Avrupa'nın geniş rüzgâr türbini parkı, 20.000 konutun ihtiyacına eşit bir enerji üretmektedir. Avrupa'da 1997 itibariyle, 3.000 MW'dan fazla rüzgâr enerjisi, beş milyon kadar kişinin elektrik ihtiyacını karşılayacak şekilde devrede bulunmaktadır. (windpower.dk - Danish Wind Industry Association) Rüzgâr enerjisi, rüzgârı oluşturan hava akımının sahip olduğu hareket (kinetik) enerjisidir. Bu enerjinin bir bölümü yararlı olan mekanik veya elektrik enerjisine dönüştürülebilir. Rüzgârın gücünden yararlanılmaya başlanması çok eski dönemlere dayanır. Rüzgâr gücünden ilk yararlanma şekli olarak yelkenli gemiler ve yel değirmenleri gösterilebilir. Daha sonra tahıl öğütme, su pompalama, ağaç kesme işleri için de rüzgâr gücünden yararlanılmıştır. Günümüzde daha çok elektrik üretmek amacıyla kullanılmaktadır. Fosil, nükleer ve diğer yöntemlerde atmosfere zararlı gazlar salınmakta, bu gazlar havayı ve suyu kirletmektedir. Rüzgârdan enerji elde edilmesi sırasında ise bu zararlı gazların hiçbiri atmosfere salınmaz, dolayısıyla rüzgâr enerjisi temiz bir enerjidir, yarattığı tek kirlilik gürültüdür. Pervanelerin dönerken çıkardığı sesler günümüzde büyük ölçüde azaltılmıştır.

12.05.2009

Ekolojik Mimarlık



Fosil kaynaklarının ve bu kaynaklardan elde edilen enerjinin sınırlı olması, onların tasarruflu kullanımını zorunlu hale getirmekte, kurumlar bu konudaki duyarlılıklarını ve programlarını iletişim ağında da paylaşmaktadır. Enerji korunumu konusunda son yıllarda yapılan araştırmaların büyük bir bölümü enerji kaynaklarının “tasarruflu tüketimi”ne yönelik önlemleri içerirken; önemli bir bölümü de “yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma yolları ve ekolojik çevre” konusunda yoğunlaşmaktadır. Önümüzdeki bin yılın binalarının tasarımı, onarımı ve üretimi alanlarında da; [4]

  • Binalarda özellikle ısıtma, soğutma vb. donatıların çalışması için harcanan enerjinin korunumunu sağlamak,
  • Binaya enerji sağlayan kaynağın çevreye zarar vermeden kendini yenileyebilen kaynaklardan olmasını sağlamak bina tasarımcılarının sorumlulukları arasına girmiştir.
Bu bağlamda; [4]
  • Yenilenebilir enerji kaynaklarını dönüştürerek binaya enerji sağlayan 2000’li yılların olası sistemlerini araştırmak ve uygun sistemi seçmek,
  • Seçilen sistemin yapı sistemine entegrasyonunu sağlamak, seçilen sistemin sağladığı teknik, konstrüktif ve biçimsel olanaklarını değerlendirerek binanın enerji performansını artırmaya yönelik önlemleri almak,
  • Entegrasyonun başarısı için uygun konstrüksiyon çözümlerini ve detayları üretmek, bina tasarımcılarının temel uğraşısı durumuna gelmektedir.
20. yüzyılın son çeyreğinde ismini duyuran yeşiller hareketiyle gelişen çevreci/ekolojik yaklaşımlar, değişik alanlarda güçlü yansımalar yaratmakta, yeşilci söylem, doğayı sömürmeye, kirletmeye dayalım süreç ve teknolojileri reddeden, çevre ve insan dostu bir yaklaşım. Çünkü, bu teknolojiler, bizler ve gezegenimizin geleceği açısından önemli riskler oluşturmakta.Dünya kaynaklarının beşte ikisini tüketen ve atmosferik kirlenme yaratan binalar, çevre sorunları çerçevesinde öncelikli alanlardan, Mimarlık alanında, 70’li yıllardan itibaren önemi kavranan enerji korunumu ve pasif/aktif güneş teknolojilerine dayalı tasarım yaklaşımları, çevreci perspektiflerle daha etkin bir içerik kazanmakta. [5]
“Yeşil Mimarlık” ya da “Ekolojik Mimarlık”; binanın, doğuşundan ölümüne kadar tüm girdi ve çıktılarıyla biyosferin ekolojik sistemlerine entegre olabileceği, tasarrufa, dönüştürerek tekrar kullanmaya ve çevreye zararlı atık üretmemeye özen gösteren yaklaşımlar olarak tanımlanabilir. [5]

1. Yeşil Binaların Temel Hedefleri [5]
  • Binayı kullanacak olanlar için dayanıklı, emniyetli, sağlıklı, rahat ve ekonomik ortamların yaratılması.
  • Binaların ve çevrelerin tasarım, yapım, işletim, kullanım, bakım, onarım, yıkım ya da yeni işlev kazandırma aşamalarında (beşikten mezara), ekolojik sistemlerin korunmasına yönelik olarak enerji, su, malzeme, arsa, sermaye gibi tüm kaynakların etkin (verimli) kullanımı.
Bu yaklaşım çerçevesinde temel hedeflerden biri olan “kaynak kullanımında etkinliğin artırılması” açısından dört altın kural önerilmektedir:
  1. “Tasarruf et”, daha az kullanarak aynı kaliteyi ya da performansı yakalamaya çalış, israfı önle.
  2. “Tekrar kullan”, uygulanabilir, güvenli ve sağlıklı olması açısından koşullar yeterliyse atma, değerlendir.
  3. “Dönüştür”; yeniden kullanıma sokulabilme koşullarını oluştur ya da dönüştürülebilir olanı tercih et.
  4. “Yenilenebilir, çevre dostu ve sağlıklı olana öncelik tanı”, çevreyi kirleten ve tükenme riski olanları azalt.
2. Neden Önemli? [3]
“Bugün karşı karşıya olduğumuz önemli sorunlar, geçmişte onları yaratan aynı bilinç düzeyiyle çözülmez.”
Albert Einstein
Enerji tercih ve tüketim profilindeki yanlış şekillenme, üretime yöneltilebilecek potansiyelin israfı yanı sıra, enerji ithalatına dayalı ülke ekonomilerinin olumsuz yönde etkilenmesine, sınırlı kaynakların yok olmasına neden olmaktadır.
Ayrıca, fosil tabanlı petrol, kömür gibi enerji kaynaklarından, binalarda ya da saniyede yararlanılması, ya da bu kaynakların, örneğin elektrik enerjisi üretiminde kullanılması, yaşanmakta olan pek çok sorunun nedeni. Yaydıkları karbondioksit gibi sera gazları sera etkisine, atmosferin, suyun, toprağın kirlenmesine ve ekolojik dengelerin bozulmasına yol açmaktadır.
Sanayi devrimi sonrasında, konforu yapay olarak sağlayacak çeşitli mekanik sistemler geliştirilmiştir. İklimden bağımsız tasarım yapabilme rahatlığı olarak gereğinden fazla benimsenen bu ortam, mekanik olarak ısıtılan, serinletilen ve havalandırılan binaların yaygınlık kazanmasına neden olmuştur.
20. yüzyıl, tanınmış mimar Le Corbusier’in “bina, içinde yaşanan makinedir” tanımına uygun, teknoloji ve mühendislik çözümlerinin hakim olduğu bir yüzyıl. Mimarlık tarihi bu yüzyılı, makinelerin ve makineleri taklit eden binaların tarihi olarak anacak. Bunun nedeni, sanayi devrimi sonrasında makinelerin, adeta, insanoğlunun doğaya hakimiyetinin sembolü haline gelmiş olmasıdır. Böylece binalar da, tıpkı örnek aldıkları makineler gibi montaj hattına dayalı üretimin tipik özellikleriyle bezendiler. Kültür ve iklime sırtlarını dönerek her gün biraz daha birbirlerine benzer haline geldiler. İçinde bulundukları özgün koşullarla şekillenmedikleri gibi, hepsi aynı düzeyde yapay konfor sistemlerine bağımlıdır. Onlar da tıpkı makineler gibi, yeryüzünde yaşamın “sürdürülebilir”liğini tehdit edecek düzeyde enerji ve kaynak tüketip çevreyi kirletmekteler.
1990’lı yıllara kadar kaynaklardan, israf etmeden yararlanabilecek (kaynak-etkin), sağlıklı, daha az kirleten binaların gerçekleştirilmesinde en büyük engelin teknoloji olduğuna inanılıyordu. Oysa gelişmiş ülkeler ve kapitalist anlayışın şekillendirdiği, çevre dostu olmayan teknolojiler kadar ve belki daha önemlisi, çevre sorunlara önem verilmemesi idi. Ancak 90’lardan sonra, ekoloji ve enerji tabanlı duyarlılık ve bilinçlenme, hızlı bir gelişme çizgisine oturdu. Topluma, mimarlık eğitimine ve uygulamalara hakim olması gereken çevre bilincinin geliştirilmesi, yavaş işleyen bir süreç ve yoğun kamu desteği gerektiriyor.
Aslında doğru olan, hem kullandığı enerji, kaynak ve süreçlerle hem de atıklarıyla doğaya zarar vermeden iklim ve çevresiyle bütünleşecek, sağlıklı ve konforlu binalar, yani “yeşil binalar”. Artık 21. yüzyılda binaların örnek alacağı model, makineler değil çiçekler gibi canlı organizmalar. Bu yüzyıl, sanayi devrimi söylemlerinden koparak, “ekoloji ve enerji duyarlılığına sahip, bilgi toplumu olmanın gereklerini ve fırsatlarını yakalamış bir mimarlığın”, küresel anlamda kök saldığı bir yüzyıl olacak.

3. Enerji Etkin Yaklaşımı [5]
Binanın tasarımı, üretimi, kullanımı, işletimi, bakım-onarımı ve yıkımı aşamalarını da içerecek şekilde, yani doğumundan ölümüne kadar “enerji girdilerinin bireysel ve toplumsal yarara yönelik olarak miktar ve maliyetinin minimize edilmesi” olarak tanımlanmaktadır.
Bu anlayış, bina inşaatında kullanılmak üzere gereken bütün malzemenin üretimi ve taşınmasından başlayarak, bina kabuğu, yapısı, elektrikli ve mekanik sistemler gibi tüm bina sistemlerinin tasarım/işletimi, bina ömrünü tamamladığında girdilerin dönüştürülerek yeniden kullanılabilirliğinin sağlanmasına kadar uzanan geniş bir alanı içermektedir.
Binalar, değişik aşamalarda ve değişik amaçlarla enerji tüketmekte. En az 50 yıl yaşam süresine sahip bir binanın kullanım öncesi evresinde, malzemelerin üretimi, taşınması ve inşaat için kullanılan enerjinin “ en az beş katı” kadar enerji miktarı kullanım ve işletim evresinde gerekmektedir. Bu aşamada, iklime, bina türüne ve tasarıma bağlı olarak tüketilen enerji miktarının %35-60 arasındaki büyük bir bölümü ısıtma, iklimlendirme, havalandırma, yapay aydınlatma için kullanılmaktadır. Binaların çoğu zaman 50 yıldan çok daha uzun yaşadığını düşünürsek, özellikle kullanım ve işletim evresinde, enerji etkin yaklaşımların önemli enerji ekonomisi potansiyeli taşıdığını görebiliriz.

4. Enerji Açısından Şehircilik Bölge Seçimi [1]
Bu güne kadar aşırı rüzgar ve güneş daima kaçılması gereken unsurlardı. Yerleşim kararlarında negatif yönde yer aldılar. Artık hakim rüzgarların, güneşlenme olanakları nedeni ile optimum yön olan güney-doğu, güney-batı arasına yönelen yerleşmeye uygun alanların, sadece yaşam konforu açısından değil enerji gereksinimleri açısından da değerlendirilmesi gereği apaçık ortadadır. Çağdaş yaşam konforunun enerji ilişkisi göz önüne alındığında, böyle yapmakla aslında yaşam kalitesinin yükselmesine hizmet edeceğimizi anlarız.
0 ile 6 derece arasındaki araziler düz kabul edilir. 24 derece eğimden sonra inşa güçlükleri devreye girdiğinden bu bölgeler özel amaçlar için ikinci planda ele alınır. Her yamacın “en ılımlı olma niteliğine sahip parçası” “termal kuşak” olarak adlandırılır. Eğim ve yön analizi yapılan arazilerde, vadi tabanı ile en yüksek nokta arasındaki orta yamaçların “termal” kuşak özelliği taşıdığı görülmüştür. Bu kuşakta, ısıtma ekonomisi açısından cephelerin en az 4 saat güneş alması mümkün olmaktadır.

5. Enerji Etkin Yaklaşım Neler Gerektirmektedir? [5]
  • Bina kabuğunun enerji korunumunun yükseltilmesi, “iklime dayalı tasarım”la, güneşten, doğal havalandırma-aydınlatmadan, binayı gereksiz ısı kazancı ve kaybına karşı koruyacak pasif denetim olanaklarından iyi yararlanılması.
  • Isıl konfor ve elektrik gereksiniminin karşılanmasında temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarında yararlanmaya öncelik verilmesi. Örneğin, güneş enerjisiyle binanın ve kullanılan suyun ısıtılması, güneş pillerinden elektrik elde edilmesi gibi. Mekanik ısıtma ,soğutma, havalandırma, iklimlendirme (HVAC) ve yapay aydınlatma sistemlerinden yalnızca destek sistemler olarak yararlanılması.
  • HVAC, yapay aydınlatma, elektrikli sistemler, asansör, yürüyen merdivenler, sıhhi tesisat gibi “enerji tüketen tüm bina sistemlerinde enerji etkin tasarım, işletim, denetim ve bakım” yanı sıra, düşük sarfiyatlı ürün kullanımına önem verilmesi.
  • Bina türü ve ölçeğin elverdiği koşullarda, binanın performansının ve enerji etkinliğinin yükseltilmesi için “bina otomasyon sistemleri”nden yararlanılması.
Bu tür bilinçli yaklaşımların yararıysa;
  • İçeride kullanıcısına, minimum enerji ve maliyet karşılığında maksimum üretkenlik, konfor ve sağlığı sunmak.
  • Dışarıda ekolojik sistemle dost ve doğal çevreye saygılı çözümlerle, sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak.
6. Yeşil Binalar Neler Gerektiriyor? [5]
  1. “Enerji etkin” yaklaşımlarla enerji tasarrufu, “kaynak etkin” yaklaşımlarla kaynak tasarrufu sağlanması.
  2. Bina ve çevresindeki doğal ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin korunması.
  3. Zorunlu olmadıkça yeni gelişme alanları yaratılmaması, yenileme ve geliştirmeyle mevcut bina ve altyapılardan yararlanmaya öncelik verilmesi.
  4. Yerleşmelerin yaya ulaşımı ölçeğinde ve temel gereksinimlerin içerildiği komşuluk üniteleri halinde tasarlanması, toplu taşım olaylarının yaygınlaştırılıp güçlendirilmesiyle, bireysel ulaşım gereksiniminin azaltılması.
  5. Dayanıklı, uzun ömürlü, tamiratı ve yenilenmesi kolay, zaman içindeki değişimlere göre yeniden değerlendirme ya da yeni işlevler yüklenebilme, uyum yeteneği yüksek binalar tasarlanması.
  6. Tasarımda daha küçük alanda daha kullanışlı mekanlar yaratılması, yani mekan verimi artırılarak inşaat ve işletme aşamalarındaki maliyetin düşürülmesi, bina formunda daha sade geometri tercih edilerek kaynak-malzeme optimizasyonu sağlanması,
  7. 7. Çevreye ve insanlara zarar vermeyen, sınırlı kaynaklara dayanmayan malzemelerin tercih edilmesi, israfa izin verilmemesi.
  8. Uzun ömürlü, onarımı ve yenilenmesi kolay, üretim aşamasında görece daha az enerji gerektiren, yeniden kullanıma girebilen dönüşümlü malzeme, bileşen kullanılması, nakil için gereken enerjiden tasarruf amacıyla yerel olarak mevcut malzemelere öncelik verilmesi.
  9. Bina ve çevre tasarımında suyu israf etmeyecek, su tüketimini azaltacak uygulamalardan yararlanılması; örneğin, çevre düzenlemelerinde daha az bakım, daha az su gerektiren bitki dokusu tercihi, su ekonomisi yapan sıhhi tesisat malzemesi kullanılması, yağmur sularının, duş, çamaşır makinesi ve lavabolarda kullanılmış atık suların (gri su) depolanması, arıtılarak bahçe sulamasında ya da tuvalet temizliğinde kullanılması.
  10. Bina ve insanların sağlığı ön plana alınarak doğal havalandırma, doğal aydınlatmayı zenginleştiren, yoğuşma-küf oluşmasına izin vermeyen tasarım yapılması, bina iç ortamında HCFC, uçucu organik parçacıkları (VOC), radon emisyonu, böcek ilaçları gibi, çevre ve insan sağlığını tehdit eden kirletici ve toksik maddelere izin verilmemesi, denetlenmesi.
  11. Mekanik ısıtma, soğutma sistemlerinde verimi yüksek, zararlı emisyonu düşük ekipman tercihi ve havalandırma dahil, mümkün olan alanlarda ısı geri kazanımı tekniklerinden yararlanılması, yapay aydınlatmada verimi yüksek sistem ve örneğin T7 floresanlar gibi ürünler, düşük sarfiyatları buz dolabı, çamaşır makinesi, TV gibi elektrikli ev aletleri tercih edilmesi.


*****
[1] Y. Mimar Çelik Erengezgin; “Enerji Mimarlığı Bir Saptama”; Arkitekt, Nisan 2001, Sayı 485, sf.20-21, 25-27
[3] Y. Mimar Çelik Erengezgin; “Enerji Kaynakları ve Konut Ölçeği”; Arkitekt, Aralık 2000, Sayı 482, sf.10-25
[4] Doç. Dr. Gülser Çelebi, “Bina Düşey Kabuğunda Fotovoltaik Panellerin kullanım İlkeleri” Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Der. Cilt 17, No 3, 2002
[5] Prof. Dr. Gönül Utkutuğ – Ayşe Çeviker; “Yeşil Mimarlık”; Bilim ve Teknik Dergisi Mimarlık Eki, Kasım 2002, sf. 6-7.