sürdürülebilir mimari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürdürülebilir mimari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.09.2009

wood house http://www.worldarchitecture.org






In an effort to better educate those less familiar with concepts of sustainable living and being able to co-exist with our natural environment, this project expands upon techniques of passive solar housing by utilizing local resources and investigating methods of operability . Inspired by its’ natural habitat while simultaneously consistent with techniques in passive solar design, the project takes advantage of immediate local resources to sustain itself by using the sun’s energy for heating and cooling living spaces and collecting abundant, discarded materials as a way of re-thinking how the building is constructed. The design is perceived as a composition of recyclable materials such as salvaged steel from local industrial zones, timbers, aggregates from quarries and slag. The housing structure is intended to be assembled as a series of prototypical, pre-fabricated components minimizing cost, labor and site impact. In highlighting the use of materials, the design becomes a representation of sustainable re-use principles. Equally relevant to the project’s conceptualization of meshing with its’ natural environment are the dynamics of operable building components. Although many passive systems often do not implement moving parts, the design seeks to investigate means of operability and layers allowing it to open up to natural breezes and sunlight or close itself off from harsh weather, winds or western sun. The building tectonics are seen as an exploration of possibilities in ventilation and natural day-lighting that come with breezeways, operable walls and clerestories. A series of pre-fabricated façade and roof panels are used and are independently operable to maximize interior comfort. The majority of window glazing utilizes south and east facing sun to collect and distribute heat by means of the design’s thermal masses, which are centralized as the floor slabs and circulation core. The ground level serves as the main entry plaza below the interior living spaces. By elevating the primary living/dining/sleeping zones, the functional spaces are doubled without doubling the resources, site impact is minimized and contextual views are enhanced. The roof incorporates an accessible green roof system used for both cooling purposes within the house and outdoor recreation.

31.05.2009

Ekoloji ve İnşaat Sektörü

Son dönemde popüler toplu konut projelerinde sıklıkla dile getirilen kavramlar olarak karşımıza sürekli "ekoloji" ve "sürdürülebilirlik" çıkıyor. Büyük inşaat şirketleri her ne hikmetse bunları ve benzer ifadeleri kendi projelerinin reklamlarında çok kullanmaya başladılar. Ancak bu kavramları ne kadar anladıkları ya da kendi aralarındaki tartışmalarda nasıl yorumladıkları konusunda derin şüpheler içindeyim.

Geçmişe baktığımızda çevresel endişelerin bir grup uçuk! bilimadamının ortaya attığı kıyamet senaryolarıyla ortaya çıktığını görüyoruz. Buna göre dünya halkının bir kısmı yaşadığı ortamı ve kaynakları kullanırken kalıcı çevresel zararlara yolaçmaktadır. Bu aktivite sürekli hale gelirse susuzluktan ölebilir ya da sular altında kalabilir, açlıktan midemiz sırtımıza yapışabilir ya da büyük bir hortumun girdabında kaybolabiliriz. Tüm bu karamsar ve akıldışı kehanetlerin ortak noktası dünyanın doğal dengesini bozuyor olduğumuz gibi saçmasapan, ipe sapa gelmez bir anafikir etrafında buluşmaktadır. İnsanoğlu nasıl olur da iklimsel felaketlere yol açabilir ya da kendi kaynaklarını har vurup harman savurabilir ? Bunu kendimize nasıl yapabiliriz ? Bu bir intihar değil midir ?

Aslında tarih bize bir takım enteresan örnekler vermiyor değil. Teknolojik gelişmenin ve bu sayede insanların hayatını kolaylaştıracak aletleri tasarlamanın peşinde olması gereken "bilim adamı" çok değil 50 sene kadar önce, başarısı öldürdüğü insan sayısına göre hesaplanan nükleer başlıklı füzeleri icat etti. Bunun öncesinde birbirimizi daha iyi öldürmemiz için kuzeylinin biri dinamiti bulmuştu. Sanırım 20 sene öncede güneşin zararlı ışınlarını bizim için engelleyen ve kar amacı gütmeden çalışan bir tabakanın ortasında elbirliğiyle koca bir delik açtık. Daha geçen sene gözümüzün önünde ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük inşaat projesinin gerçekleşmesi adına doğal sahilleri yokettiler ve deniz yaşamına zarar verdiler. Günümüzde de "Küresel Isınma" denilen bir sürecin içinde olduğumuzu farkettik. Bütün dünya ülkeleri ortak bir protokolle buna karşı önlem almaya karar verirken, insanlarının sualtında nefes alabileceğini zanneden birkaç devlet bu önlemleri almaya pek yanaşmadı. Bunlar sadece aklıma gelen ilk örnekler... Bunlar bize gösteriyor ki aslında insan çevresine ne yaptığının henüz çok farkında değil ya da gündelik hırsları yüzünden çok fazla önemsemiyor.

Başta bahsettiğimiz konuya dönecek olursak bir metropolün ortasında ya da kıyısında yükselecek hiçbir toplu konut inşaatının "ekolojik" olması mümkün değildir. Zaten şehir denilen yaşam ünitesi başlı başına yapay bir organizasyondur. İnsan denilen canlının ormandan çıktıktan sonra yaptığı çoğu aktivite doğal dengeyi bozduğu gibi konforumuz adına yarattığımız yeni ortamlar da doğa ile mücadele sonucunda ortaya çıkardığımız ürünlerdir. İnsan olarak, bu ekolojik problemlerin varlığından haberdar olmak ve kaynakların verimli kullanımı konusunda bilgi edinmek belki iyi bir başlangıç olabilir. Ancak bugün binlerce metreküp toprağın yerini değiştirerek ve özellikle büyük şehirlerin nefes aldığı doğal alanları tahrip ederek gerçekleştirilen alt-kentleşme projelerinin ekolojik kaygılar taşıdığını söylemek abesle iştigaldir. Bu projeler en iyi ihtimalle ekolojiye duyarlı bir sistemi binalarına monte edebilirler ama bu eylem bahsettiğimiz konularda ahkam kesmeleri için yeterli değildir. Çünkü çoğumuz biliyoruz ki inşaat sektörü bu kavramları zaten bir reklam aracı olarak kullanmaktadır. Daha önce karşımıza çıkan trajikomik proje tanıtımlarını herkes gördü ama az kişi bunlarının içinin boş olduğunu farketti. "Yeni bir yaşam doğuyor." "Merkeze 15 dakika." "İstanbul'un incisi" "Modern hayata merhaba!" ve şimdi "X Yapıdan Ekolojik Proje". Merkeze özel otomobilinizle 15 dakikada ulaşabilrisiniz. Böylece insanlar daha çok araba alabilir, egzost gazı yoğunluğu artabilir ve daha çok çevre tahribatı ile yeni yollar açılabilir. Binanın cephesine ahşap yapıştırınca hayatımızın modernleştiğini bir mimar olarak şaşkınlıkla izliyorum. Şehrin ücra bir köşesinde yaptığınız 1+1'lerle hangi makus talihli insan evladına yeni bir yaşam önerebiliyorsunuz? Donatı alanı olmayan yüksek yoğunluk vaadeden, salt rant amaçlı inşa edilen, birbirinin tekrarı olan projelerinize nasıl bu kavramsal arkaplanları monte edebiliyorsunuz? O ekolojik! binada oturacak olan Ayşe Teyze kağıt,plastik ve organik atıklarını ayırmadığı sürece isterseniz rüzgar santrali kurun toplu konutunuzun bir köşesine farketmez.

Ne uygulamacı, ne bina, ne kullanıcısı şehrin, modernliğin, sürdürülebilirliğin ve hatta yaşamanın ne olduğunu bilmiyor. Ama bu kavramlar artık inşaat şirketlerinin rantolojik satış politiklarının arasına çoktan girdi.En kötüsü de tüm bu kavramların müteahhitler tarafından reklam aracı olarak kullanılarak birer birer içinin boşaltılıyor olmasıdır. Şimdi sıra ekolojide...

Alper Çakıroğlu 31.05.2009

28.05.2009

EKOTURİZM NEDİR?




Ekoturizm, oldukça yeni bir kavram. İlk kez 1992 Rio Çevre Zirvesi'nde sürdürülebilir bir dünya ve çevre için kriterler ortaya konmuştu. Bu kriterler, turizme de uyarlanarak, çevreye zarar vermeden, ondan yararlanma yöntemlerinin geliştirilmesi ve tüm yerli halkların kültürlerini yoketmeden, onların turizm faaliyetlerinden yararlanmalarının sağlanması şeklinde özetlenmişti.
Günümüze kadar geçen süreç içinde, giderek "ekoturizm" kavramı ve tanımı benimsendi ve 2002 yılının Mayıs ayında, Kanada'nın Quebec kentinde, 133 ülkeden gelen 1100 delegenin katılımıyla yapılan "Dünya Ekoturizm Zirvesi"nde, tüm ülkelerin benimsediği ortak bir tanım saptandı. Buna göre ekoturizm, "yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanısıra yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşım ya da tavır" olarak benimsendi.
Bu kavramı benimseyen ülkelerin, doğal sonuç olarak benimsemeleri gereken prensipler ve uygulayacakları yöntemler ise şöyledir:

Ekoturizm politikaları geliştirmek ve planlama yapmak
Ekoturizm için kurallar geliştirmek
Ekoturizm alanında ürün geliştirmek, pazarlama ve tanıtım yapmak
Ekoturizmin getiri ve götürülerini ( maddi ve manevi ) izleyip saptamak

Ekoturizmde uyulması gereken kurallar

Yukarıdaki tanım uyarınca ekoturizm, herşeyden önce "çevre ve kültür değerlerinin sürdürülebilirliğini garanti altına alan, yerel halklara maddi yarar sağlayan turizm" olarak kavransa da, ağırlıklı faaliyet alanı olarak doğada yapılan turizm türlerini kapsamaktadır.
Buna göre, el değmemiş doğada yapılan tüm turizm çeşitleri, ekoturizmin kapsamına girmektedir. Ekoturizmin iki önemli kriterinden biri olan , "doğal çevrenin sürdürülebilirliği" ilkesine, bu doğa turlarında sıkı sıkıya uyulmalıdır.
Doğa turlarında seçilen rota, bu turlar için eğitilmiş uzman rehber kullanılması, turlarda mutlaka uyulması gereken kurallar, çok önemlidir. Gerek tur düzenleyen acentaların, gerekse tur katılımcılarının uyması gereken diğer kurallar ise şöyle özetlenebilir:
- Milli Park, Doğal koruma alanı,vb. ilan edilmiş bölgelerde, ilgili bakanlık ve kurumlarca konulmuş kurallara kesinlikle uymak, girilmesi ya da kamp yapılması yasak ya da kısıtlamalı bölgelerdeki yasaklara uymak,
- Gezilen veya kamp yapılan yerlerde belirlenmiş gezi rotaları varsa, bunlara kesinlikle uymak, tecrübeli doğa rehberinin uyarı ve yol göstericiliğine uymak
- Gezilen yerlerde flora ve faunaya asgari zarar verecek şekilde hareket etmek
- Gezi faaliyeti sırasında çevreye hiçbir şekilde atık bırakmamak, doğada silinemeyecek izler bırakmamak
- Özellikle nesli tehlikede bulunan hayvanların bulunduğu bölgelerde gürültü,vb. kirlilik yaratmamak
- Acentalar için: flora ve faunanın korunmasına özel önem verilen yerlerde gerek yıl içinde, gerekse uzun vadede tur rotalarını, koruma ilkelerini gözeterek, sık sık değiştirmek;yetkili resmi kurumlar tarafından doğa ve dağ rehberliği sertifikasyonu varsa, mutlaka sertifikalı rehberler kullanmak, eğer yoksa, doğa turları konusunda uzman kurum ve kişilerden eğitim almış tecrübeli rehberler kullanmak

Ekoturizmin ikinci önemli kriteri olan "yerel kültürlerin sürdürülebilirliği ve yerel halkların bu turizm faaliyetinden yarar sağlaması" ilkesi ise, iki önemli prensibi barındırıyor. Birincisi, ekoturizm faaliyetinin yapıldığı bölgenin yerel halkının, bu faaliyetten maddi bir pay alması.
Bunu sağlamak için öncelikle, uluslararası büyük tur operatörlerinden ziyade, ülke hatta bölge çapındaki daha küçük acentaların ekoturizm faaliyetinde yeralması arzu ediliyor. Bu acentaların, tur programlarını yaparken, olabildiğince tur gereksinimlerini bölgeden sağlamaları, bölgeye maddi yarar sağlanmasının önemli bir önkoşulu.
İkinci önemli prensip ise, bir bölgeye turizm aracılığıyla katkı sağlarken, maddi ve manevi kültür unsurlarının bozulmaması prensibi.
Otantik kültürlerin, ahlaki değerlerin bozulmadan yaşadığı bölgelerde, turist gruplarının bu değerlere saygılı davranması gerekiyor. ( kılık-kıyafet konusuna özen göstermek, dini ve ananevi değerlere saygılı davranmak, yerel yeme-içme-eğlenme,vd. geleneklere uyumlu davranmak ve mümkün olduğunca katılmak, vs. gibi )
Ayrıca maddi kültür eserlerine de saygılı davranmak, korumacılığı desteklemek, gerek turizm profesyoneli, gerekse tüketici olarak, yerel dokuyla uyuşmayan modern mimari ürünleri yerine, koruma altına alınmış otantik yapılarda hizmet veren konaklama tesislerini tercih etmek ve desteklemek gerekiyor.
Artık tüm dünyada bu çevreci tutumu benimseyen acentalar ve onların turları destek görüyor ve tercih ediliyor. Hatta bu anlayışla faaliyet gösteren acentalara, özel ödüller, belgeler veriliyor.
Gerçekten de, insanların tüm yeryüzünde birbiriyle buluşması, kaynaşması ve barış içinde bir arada bulunmasını sağlayan turizm hareketleri, ancak böylesi bir anlayışla, var olan değerlere zarar vermeden sürdürülebilir.

Türkiye'nin Ekoturizmdeki şansı ve bulunduğu nokta

Ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyeli, doğa turizmi türleri açısın-dan büyük bir şanstır, ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre de-ğerlerinin bozulması da kaçınılmaz olacaktır. Bu potansiyel tehlikeyi acilen görüp, doğa içinde yapılan tüm turizm türlerinde "çevreyle barışık" tarz ve yöntemleri benimsemeliyiz.
Ekoturizm kavramı Türkiye'de yeni tanınan bir kavram ve maalesef, resmi kurumlar bu turizm türünün sürdürülebilmesi için, gerekli düzenlemeleri yapmış değiller.
Bu konuda ilgili bakanlıkların ( Turizm, Orman, Çevre, Kültür ) acilen koordineli bir çalışmayla, ortak ve kesin kurallar ( ve gerekli yerde cezalar ) saptamaları, dağ ve doğa rehberliği için sertifikasyon programları geliştirip uygulamaya koymaları, ekoturizm bölgeleri ve rotaları saptanması, en öncelikli önlemlerdir.
Bunlarla paralel olarak ve daha uzun bir süreç boyunca da, hem turizm profesyonellerinin, hem de bölge halklarının, ekoturizm konusunda bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri gelmelidir.
Özellikle ekoturizmden gelir sağlayacak olan bölge halklarının, sahibi ve bekçisi oldukları doğal ve kültürel zenginliklerin bilincine varmaları ve ancak bunları koruyarak, insanlığa ve kendilerine fayda sağlayacaklarını kavramaları gerekmektedir. Yerel yöneticilere ve bölge halklarına, ekoturizm tür ve çeşitleri ve yöntemleri hakkında eğitim, kurs ve brifingler verilmeli, kendilerinin de ürün ve eko-konaklama imkanları geliştirmesi için destek sağlanmalıdır.
Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve bakirdir ve özellikle endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır. Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.

11.05.2009

Evet şimdi “yeşil çatı” neye yarar bir göz atalım birlikte..


global ısınmanın neden ve sonuçlarının nerede ise tümüne çare ve çözüm üretebilen bir sistem önerisidir aslında “yeşil çatı”.. Çok zor ve masraflı sanılan, aksine günümüz olanakları ve malzemeleri ile, klasik çatıdan hiç de pahalı ve güç olmayan bir sistemdir bu tip çatılar. İlk akla geldiği gibi, sadece düz yüzeylerde değil eğimli alanlarda da rahatlıkla uygulanma şansına sahiptir. Bakım ve işletme masrafları, yapı genelinde sağladığı faydalar göz önüne alındığında ve diğer çatıların yol açtığı sorunların yanında daima daha avantajlı konumdadır. Kent genelindeki yararlarından ve genel giderlerin azaltılmasına katkısından ötürü teşvik ve destekleme primlerini çoktan hak etmiş bir çözümdür..

Evet şimdi “yeşil çatı” neye yarar bir göz atalım birlikte..

YAĞMUR SUYU
Yağmur suyunu kullanıp, yeşil örtüye dönüştürdüğünden, drenaj yoğunluğunu azaltır. Yani böylece “atık su” şebeke yükü hafifler. 20-40 cm arası yoğun bitkilendirilmiş bir çatı 10-15 cm yüksekliğinde su tutma kapasitesine sahiptir. Genel olarak kente düşen yağmur suyunun % 10-15’inin yeşil çatılarda tutulması mümkündür. 10 cm toprak kalınlığı kendi üzerine düşen yağmurun % 50’sini, 20 cm toprak ise % 60’ını tutabilmektedir. Bu oran 50 cm toprak kalınlığında % 90’a varmaktadır.

HAVA KİRLİLİĞİ
Hava kirliliğini, tozu azaltır,. 1 m2 çim alan 100 m2 yaprak yüzeyi yaratır. Bu da her metrekare başına yılda rüzgara bağlı olarak 200 gr ile 2 kg arasında toz tutma olanağı demektir.. Yeşil örtüsü olan ve olmayan bölgeler arasında yapılan ölçümlerde, yeşile sahip olmayanlarda bir litre havada 3 ila 7 katı fazla toz partikülü bulunmuştur.

OKSİJEN ÜRETİMİ ve BUHAR GEÇİRİMİ
Hava kalitesini yükseltir, nefes almayı kolaylaştırır. 25 m2 yaprak yüzeyi insanın bir saatte tükettiği kadar yani, 27 gr oksijen üretir. Yaz aylarında, 1 m2 çim çatı 4 kişinin oksijen ihtiyacını karşılar. Gece ve kış aylarının ortalamaya girmesi halinde 1.5 m2 çim alanın bir yılda, bir insanın yıllık ihtiyacı kadar oksijen üretebileceği hesaplanabilir. Ayrıca bu örtü buhar geçirimi özelliği ile, yapının da nefes almasını, yapı içi nemin atılmasını sağlar. Kapalı mekanlardaki bu özellik, insan ve yapı sağlığı açısından son derece önemlidir. Yaşam konforunu belirler. Isının hissedilme eşiğini olumlu yönde etkiler.

İZOLASYON ve AĞIRLIK
0.45-0.60 arasında izolasyon değerine sahip toprağa, %50 torf katarak ve su tutma özelliğini arttırmak için perlit ve bor türevleri ile karıştırarak, “kuru halde” taş yününe eşdeğer ısı izolasyon değerleri sağlanabilir. Böylece yüksek izolasyon değeri olan ve ısı radyasyonu yapmayan yapısı ile kentsel ısı adası etkisini azaltır, çatı yüzeyinin ısısını düşürür, serin ortam yaratır. Yapıya ısı girişini % 85 , ısı kaybını % 70 azalttığı ölçülmüştür. Dolayısı ile, ısıtma ve soğutma giderlerini düşürür, kentsel konforu yükseltir.

Yukarıdaki karışım, toprak ağırlığını; 1 ton/m3’den 600 kg/m3 e kadar düşürür. Bu da 10 cm toprak örtüsü için 60 kg/m2 demektir. Bu kalınlıkta toprağın an fazla 5 cm yüksekliğinde su tutabildiği düşünülürse hesaba alınması gereken toplam ağırlık en fazla 60+50 = 110 kg/m2 olacaktır.

Genel anlamda çatının su izolasyonu amacı için de, organik bağlayıcılı, perlit esaslı ve ülkemizde imal edilebilen özel bir şap-sıva ile petrol türevi membranlara ihtiyaç duymadan mükemmel sonuçlar almak mümkündür. Bu malzeme buhar geçirmekte fakat ısı ve suyu geçirmemektedir. Bu özelliği ile de dünyadaki ilklerdendir..

SES İZOLASYONU
Yeşil çatı gürültüyü emerek azaltır. Sessiz mekanlar sağlar.Alçak frekansları toprak, yüksek frekansları bitki örtüsü bloke eder. 12 cm toprak kalınlığı; 40 db, 20 cm ise; 46 db izolasyon sağlamaktadır. Normal konuşma sesini 50 db ve gürültüden rahatsızlık eşiğimizi 60 db kabul edersek, 12 cm’lik yeşil çatının 90-100 db olan kamyon ve tren sesini bile gürültü eşiğimizin altına düşürebildiğini görürüz.

ELEKTROMANYETİK IŞINIM
Elektromanyetik radyasyonu soğurur. 10 cm toprak katmanı olan yeşil çatının elektromanyetik ışınımı % 99’a kadar azalttığı ölçülmüştür.

SERA GAZLARI ve AĞIR METALLER
Sera gazlarını yok eder. Yağmur suyuna havadan karışan ağır metaller ve tuz, toprak tarafından tutulur. Kadmiyum, bakır ve kurşunun % 98, çinkonun % 16 oranında tutularak sudan arındırıldığı görülmüştür.

GERİ DÖNÜŞÜM ve DÜŞÜK ENERJİ
Geri dönüşümlü bir malzemedir. Elde edilmesinde ve uygulamasında çok düşük enerji kullanılır. Genellikle insan gücü yeterlidir.

TOPRAK KAZANIMI
Temelde kaybedilen yaşamsal toprağı geri kazanır. Bir anlamda “Doğaya Saygılı Mimarlık” örneği oluşturur. Kentsel yeşil alanlar ve yeni canlı yaşam ortamı yaratır. Biyolojik çeşitliliği arttırır. Yapı bünyesinde doğa ile teması sağlar, güvenli ve sağlıklı ortamlar yaratır.

ALAN ve VİZYON KAZANIMI
Geniş çatı alanlarının kullanılır hale getirilmesine ve peyzaj düzenlemelerine olanak sağlar. Tasarım ve estetik zenginliği olarak sunduğu yeni açılımlara ilaveten, yeşil ile bütünleşmiş yeni mimari işlevlere kapı açar.

YAPIYI KORUMA ve KOLLAMA
Yapıyı ultraviyole ışınlarından, çatıyı ve taşıyıcı kostrüksiyonu mekanik hasarlardan korur. Geleneksel çatılarda -20 ile +80 arasındaki genleşme aralığına karşılık 10 cm bir yeşil çatı günlük ve mevsimsel ısı değişiklikleri aralığını daraltır. Yüzey ısısı 10 ila 30 derece arasında kalarak büzülme ve genleşme stresi yaratmadığından malzeme yorgunluğu ve kırılganlık yaratmaz.. Çatı ve yapı ömrünü uzatır, yenileme maliyetini ve işletim giderlerini düşürür.

YANGIN
Bünyesinde hiçbir yanıcı malzeme yoktur. Isı ve alev geçirmez. Dolayısı ile yangın korunumunu en üst seviyeye çıkartır.