16.06.2009

bamboooooo bikez!!!!....







* This is not just a cool bike. It is appropriate for everyday use and for racing. The vibration damping is a performance advantage on longer rides. Each frame is built to order and every frame is a unique. Tubes are selected for the weight of the rider. The geometry of the frame can be any of our usual geometries: Pro, Tri or Cross. Custom frames can also be made. Mountain Bike frames are now available.
* Details. The bike is made from Bamboo that has been smoked and heat treated to prevent splitting. Lugs are made of hemp fiber, for the all-natural look. The chainstays are available in carbon fiber for extra stiffness in the drivetrain.
* Finish. We coat the bamboo with a satin polyurethane to seal it up.
* Awards. Calfee Bamboo bikes have won awards for Best Road Bike, Best Off-Road Bike and Peoples' Choice Award at the North American Handmade Bicycle Show.
* A Calfee Bamboo bike won 1st place in the open class at the Great Western Bicycle Rally's Concourse d'Elegance show.
* If there were an award for "Bicycle with lowest carbon footprint" (least amount of carbon dioxide emissions in the production of the frame), this frame would win, hands down.

Bamboo Bike Features:

* Amazing Vibration Damping - Even better than Carbon fiber!
* High performance frame. Weighs from 4 to 6 pounds but has good stiffness.
* Crash tolerant. Bamboo is a lot of tougher than most people realize.
* 10 year warranty
* Looks cool! A work of art!

31.05.2009

Ekoloji ve İnşaat Sektörü

Son dönemde popüler toplu konut projelerinde sıklıkla dile getirilen kavramlar olarak karşımıza sürekli "ekoloji" ve "sürdürülebilirlik" çıkıyor. Büyük inşaat şirketleri her ne hikmetse bunları ve benzer ifadeleri kendi projelerinin reklamlarında çok kullanmaya başladılar. Ancak bu kavramları ne kadar anladıkları ya da kendi aralarındaki tartışmalarda nasıl yorumladıkları konusunda derin şüpheler içindeyim.

Geçmişe baktığımızda çevresel endişelerin bir grup uçuk! bilimadamının ortaya attığı kıyamet senaryolarıyla ortaya çıktığını görüyoruz. Buna göre dünya halkının bir kısmı yaşadığı ortamı ve kaynakları kullanırken kalıcı çevresel zararlara yolaçmaktadır. Bu aktivite sürekli hale gelirse susuzluktan ölebilir ya da sular altında kalabilir, açlıktan midemiz sırtımıza yapışabilir ya da büyük bir hortumun girdabında kaybolabiliriz. Tüm bu karamsar ve akıldışı kehanetlerin ortak noktası dünyanın doğal dengesini bozuyor olduğumuz gibi saçmasapan, ipe sapa gelmez bir anafikir etrafında buluşmaktadır. İnsanoğlu nasıl olur da iklimsel felaketlere yol açabilir ya da kendi kaynaklarını har vurup harman savurabilir ? Bunu kendimize nasıl yapabiliriz ? Bu bir intihar değil midir ?

Aslında tarih bize bir takım enteresan örnekler vermiyor değil. Teknolojik gelişmenin ve bu sayede insanların hayatını kolaylaştıracak aletleri tasarlamanın peşinde olması gereken "bilim adamı" çok değil 50 sene kadar önce, başarısı öldürdüğü insan sayısına göre hesaplanan nükleer başlıklı füzeleri icat etti. Bunun öncesinde birbirimizi daha iyi öldürmemiz için kuzeylinin biri dinamiti bulmuştu. Sanırım 20 sene öncede güneşin zararlı ışınlarını bizim için engelleyen ve kar amacı gütmeden çalışan bir tabakanın ortasında elbirliğiyle koca bir delik açtık. Daha geçen sene gözümüzün önünde ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük inşaat projesinin gerçekleşmesi adına doğal sahilleri yokettiler ve deniz yaşamına zarar verdiler. Günümüzde de "Küresel Isınma" denilen bir sürecin içinde olduğumuzu farkettik. Bütün dünya ülkeleri ortak bir protokolle buna karşı önlem almaya karar verirken, insanlarının sualtında nefes alabileceğini zanneden birkaç devlet bu önlemleri almaya pek yanaşmadı. Bunlar sadece aklıma gelen ilk örnekler... Bunlar bize gösteriyor ki aslında insan çevresine ne yaptığının henüz çok farkında değil ya da gündelik hırsları yüzünden çok fazla önemsemiyor.

Başta bahsettiğimiz konuya dönecek olursak bir metropolün ortasında ya da kıyısında yükselecek hiçbir toplu konut inşaatının "ekolojik" olması mümkün değildir. Zaten şehir denilen yaşam ünitesi başlı başına yapay bir organizasyondur. İnsan denilen canlının ormandan çıktıktan sonra yaptığı çoğu aktivite doğal dengeyi bozduğu gibi konforumuz adına yarattığımız yeni ortamlar da doğa ile mücadele sonucunda ortaya çıkardığımız ürünlerdir. İnsan olarak, bu ekolojik problemlerin varlığından haberdar olmak ve kaynakların verimli kullanımı konusunda bilgi edinmek belki iyi bir başlangıç olabilir. Ancak bugün binlerce metreküp toprağın yerini değiştirerek ve özellikle büyük şehirlerin nefes aldığı doğal alanları tahrip ederek gerçekleştirilen alt-kentleşme projelerinin ekolojik kaygılar taşıdığını söylemek abesle iştigaldir. Bu projeler en iyi ihtimalle ekolojiye duyarlı bir sistemi binalarına monte edebilirler ama bu eylem bahsettiğimiz konularda ahkam kesmeleri için yeterli değildir. Çünkü çoğumuz biliyoruz ki inşaat sektörü bu kavramları zaten bir reklam aracı olarak kullanmaktadır. Daha önce karşımıza çıkan trajikomik proje tanıtımlarını herkes gördü ama az kişi bunlarının içinin boş olduğunu farketti. "Yeni bir yaşam doğuyor." "Merkeze 15 dakika." "İstanbul'un incisi" "Modern hayata merhaba!" ve şimdi "X Yapıdan Ekolojik Proje". Merkeze özel otomobilinizle 15 dakikada ulaşabilrisiniz. Böylece insanlar daha çok araba alabilir, egzost gazı yoğunluğu artabilir ve daha çok çevre tahribatı ile yeni yollar açılabilir. Binanın cephesine ahşap yapıştırınca hayatımızın modernleştiğini bir mimar olarak şaşkınlıkla izliyorum. Şehrin ücra bir köşesinde yaptığınız 1+1'lerle hangi makus talihli insan evladına yeni bir yaşam önerebiliyorsunuz? Donatı alanı olmayan yüksek yoğunluk vaadeden, salt rant amaçlı inşa edilen, birbirinin tekrarı olan projelerinize nasıl bu kavramsal arkaplanları monte edebiliyorsunuz? O ekolojik! binada oturacak olan Ayşe Teyze kağıt,plastik ve organik atıklarını ayırmadığı sürece isterseniz rüzgar santrali kurun toplu konutunuzun bir köşesine farketmez.

Ne uygulamacı, ne bina, ne kullanıcısı şehrin, modernliğin, sürdürülebilirliğin ve hatta yaşamanın ne olduğunu bilmiyor. Ama bu kavramlar artık inşaat şirketlerinin rantolojik satış politiklarının arasına çoktan girdi.En kötüsü de tüm bu kavramların müteahhitler tarafından reklam aracı olarak kullanılarak birer birer içinin boşaltılıyor olmasıdır. Şimdi sıra ekolojide...

Alper Çakıroğlu 31.05.2009

28.05.2009

EKOTURİZM NEDİR?




Ekoturizm, oldukça yeni bir kavram. İlk kez 1992 Rio Çevre Zirvesi'nde sürdürülebilir bir dünya ve çevre için kriterler ortaya konmuştu. Bu kriterler, turizme de uyarlanarak, çevreye zarar vermeden, ondan yararlanma yöntemlerinin geliştirilmesi ve tüm yerli halkların kültürlerini yoketmeden, onların turizm faaliyetlerinden yararlanmalarının sağlanması şeklinde özetlenmişti.
Günümüze kadar geçen süreç içinde, giderek "ekoturizm" kavramı ve tanımı benimsendi ve 2002 yılının Mayıs ayında, Kanada'nın Quebec kentinde, 133 ülkeden gelen 1100 delegenin katılımıyla yapılan "Dünya Ekoturizm Zirvesi"nde, tüm ülkelerin benimsediği ortak bir tanım saptandı. Buna göre ekoturizm, "yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanısıra yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşım ya da tavır" olarak benimsendi.
Bu kavramı benimseyen ülkelerin, doğal sonuç olarak benimsemeleri gereken prensipler ve uygulayacakları yöntemler ise şöyledir:

Ekoturizm politikaları geliştirmek ve planlama yapmak
Ekoturizm için kurallar geliştirmek
Ekoturizm alanında ürün geliştirmek, pazarlama ve tanıtım yapmak
Ekoturizmin getiri ve götürülerini ( maddi ve manevi ) izleyip saptamak

Ekoturizmde uyulması gereken kurallar

Yukarıdaki tanım uyarınca ekoturizm, herşeyden önce "çevre ve kültür değerlerinin sürdürülebilirliğini garanti altına alan, yerel halklara maddi yarar sağlayan turizm" olarak kavransa da, ağırlıklı faaliyet alanı olarak doğada yapılan turizm türlerini kapsamaktadır.
Buna göre, el değmemiş doğada yapılan tüm turizm çeşitleri, ekoturizmin kapsamına girmektedir. Ekoturizmin iki önemli kriterinden biri olan , "doğal çevrenin sürdürülebilirliği" ilkesine, bu doğa turlarında sıkı sıkıya uyulmalıdır.
Doğa turlarında seçilen rota, bu turlar için eğitilmiş uzman rehber kullanılması, turlarda mutlaka uyulması gereken kurallar, çok önemlidir. Gerek tur düzenleyen acentaların, gerekse tur katılımcılarının uyması gereken diğer kurallar ise şöyle özetlenebilir:
- Milli Park, Doğal koruma alanı,vb. ilan edilmiş bölgelerde, ilgili bakanlık ve kurumlarca konulmuş kurallara kesinlikle uymak, girilmesi ya da kamp yapılması yasak ya da kısıtlamalı bölgelerdeki yasaklara uymak,
- Gezilen veya kamp yapılan yerlerde belirlenmiş gezi rotaları varsa, bunlara kesinlikle uymak, tecrübeli doğa rehberinin uyarı ve yol göstericiliğine uymak
- Gezilen yerlerde flora ve faunaya asgari zarar verecek şekilde hareket etmek
- Gezi faaliyeti sırasında çevreye hiçbir şekilde atık bırakmamak, doğada silinemeyecek izler bırakmamak
- Özellikle nesli tehlikede bulunan hayvanların bulunduğu bölgelerde gürültü,vb. kirlilik yaratmamak
- Acentalar için: flora ve faunanın korunmasına özel önem verilen yerlerde gerek yıl içinde, gerekse uzun vadede tur rotalarını, koruma ilkelerini gözeterek, sık sık değiştirmek;yetkili resmi kurumlar tarafından doğa ve dağ rehberliği sertifikasyonu varsa, mutlaka sertifikalı rehberler kullanmak, eğer yoksa, doğa turları konusunda uzman kurum ve kişilerden eğitim almış tecrübeli rehberler kullanmak

Ekoturizmin ikinci önemli kriteri olan "yerel kültürlerin sürdürülebilirliği ve yerel halkların bu turizm faaliyetinden yarar sağlaması" ilkesi ise, iki önemli prensibi barındırıyor. Birincisi, ekoturizm faaliyetinin yapıldığı bölgenin yerel halkının, bu faaliyetten maddi bir pay alması.
Bunu sağlamak için öncelikle, uluslararası büyük tur operatörlerinden ziyade, ülke hatta bölge çapındaki daha küçük acentaların ekoturizm faaliyetinde yeralması arzu ediliyor. Bu acentaların, tur programlarını yaparken, olabildiğince tur gereksinimlerini bölgeden sağlamaları, bölgeye maddi yarar sağlanmasının önemli bir önkoşulu.
İkinci önemli prensip ise, bir bölgeye turizm aracılığıyla katkı sağlarken, maddi ve manevi kültür unsurlarının bozulmaması prensibi.
Otantik kültürlerin, ahlaki değerlerin bozulmadan yaşadığı bölgelerde, turist gruplarının bu değerlere saygılı davranması gerekiyor. ( kılık-kıyafet konusuna özen göstermek, dini ve ananevi değerlere saygılı davranmak, yerel yeme-içme-eğlenme,vd. geleneklere uyumlu davranmak ve mümkün olduğunca katılmak, vs. gibi )
Ayrıca maddi kültür eserlerine de saygılı davranmak, korumacılığı desteklemek, gerek turizm profesyoneli, gerekse tüketici olarak, yerel dokuyla uyuşmayan modern mimari ürünleri yerine, koruma altına alınmış otantik yapılarda hizmet veren konaklama tesislerini tercih etmek ve desteklemek gerekiyor.
Artık tüm dünyada bu çevreci tutumu benimseyen acentalar ve onların turları destek görüyor ve tercih ediliyor. Hatta bu anlayışla faaliyet gösteren acentalara, özel ödüller, belgeler veriliyor.
Gerçekten de, insanların tüm yeryüzünde birbiriyle buluşması, kaynaşması ve barış içinde bir arada bulunmasını sağlayan turizm hareketleri, ancak böylesi bir anlayışla, var olan değerlere zarar vermeden sürdürülebilir.

Türkiye'nin Ekoturizmdeki şansı ve bulunduğu nokta

Ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyeli, doğa turizmi türleri açısın-dan büyük bir şanstır, ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre de-ğerlerinin bozulması da kaçınılmaz olacaktır. Bu potansiyel tehlikeyi acilen görüp, doğa içinde yapılan tüm turizm türlerinde "çevreyle barışık" tarz ve yöntemleri benimsemeliyiz.
Ekoturizm kavramı Türkiye'de yeni tanınan bir kavram ve maalesef, resmi kurumlar bu turizm türünün sürdürülebilmesi için, gerekli düzenlemeleri yapmış değiller.
Bu konuda ilgili bakanlıkların ( Turizm, Orman, Çevre, Kültür ) acilen koordineli bir çalışmayla, ortak ve kesin kurallar ( ve gerekli yerde cezalar ) saptamaları, dağ ve doğa rehberliği için sertifikasyon programları geliştirip uygulamaya koymaları, ekoturizm bölgeleri ve rotaları saptanması, en öncelikli önlemlerdir.
Bunlarla paralel olarak ve daha uzun bir süreç boyunca da, hem turizm profesyonellerinin, hem de bölge halklarının, ekoturizm konusunda bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri gelmelidir.
Özellikle ekoturizmden gelir sağlayacak olan bölge halklarının, sahibi ve bekçisi oldukları doğal ve kültürel zenginliklerin bilincine varmaları ve ancak bunları koruyarak, insanlığa ve kendilerine fayda sağlayacaklarını kavramaları gerekmektedir. Yerel yöneticilere ve bölge halklarına, ekoturizm tür ve çeşitleri ve yöntemleri hakkında eğitim, kurs ve brifingler verilmeli, kendilerinin de ürün ve eko-konaklama imkanları geliştirmesi için destek sağlanmalıdır.
Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve bakirdir ve özellikle endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır. Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.

Çim üretimi

Artık bahçelerimizde her yerde çim alan olmadan olmuyor. Özellikle metropollerde yaşayanların hemen hemen bir çoğunun evinin bahçesi çim alan ve bitkilerle doludur. Bu yüzden çime olan talep artmış ve üretimi çok genişlemiştir.

Üretimi yapılan çimin, tohum çeşidi üretim, nakliye, uygulama, uygulama öncesi ve sonrası yapılan ve yapılması gereken konular hususunda her türlü bilgi verilir.
Sakarya ovası, merkez Adliye Köyü, Sakarya nehri kenarında yapılmaktadır. Sulama suyu olarak, toprak havuzlarda dinlendirilmiş filtre edilmiş tarıma uygun su kullanılmaktadır. Yüksek olan PH bitkinin istediği seviyeye (ortalama 6) düşürülmüş, her türlü toprak tahlilleri yaptırılarak üretim izni alındıktan sonra üretime geçilmiştir.
Çeşit seçimi rast gele yapılmamış olup, üretim alanında çeşitlere ait deneme parselleri ekilerek, çeşitlerin performansları takip edildi. (sıcağa, soğuğa ve hastalıklara) dayanıklı çeşitler seçilerek bunların da birbirine uyumuna dikkat edilerek yapılan karışımla üretime geçildi.
Tarla ve toprak seçimi ile başlayıp, tarla hazırlığı devamında iyi bir tohum ekimi ile devam edildi kontrollü bir çıkış sağlandı.Yaprak biçimi, gübreleme, silindir çekme gibi işlemler titizlikle yapıldı.
İlgili bir yer hazırlığı titiz ve düzenli bir uygulama yapıldığı zaman her yerde aynı güzelliği ve zarifliği devam edecektir.

27.05.2009

Low Budget Private House Design in Czech Republic by Archteam Architect

Czech based firm ARCHTEAM has designed a low budget private house design. Most of the homes of customers ARCHTEAM have limited budgets, for small or standard construction. In general, when designing a house did not have funds for comprehensive programs, and financial condition is usually a significant, but those limits do not limit economic architecture.







The ARCHTEAM tend to build small and standard houses with simple layouts which can be modified and adapted in the future in view of new requirements. Most of their work based on open inner spaces, bounded by the outer wall and only divided by parts of the load bearing structure.

Via. Photography by Esther Havlová