13.05.2009

CREATING YOUR ECOLOGICAL HOUSE: what you'll need to know

Whether you're remodeling or building a new home, you'll use the ecosystem model to stay on track and make sure that you're not just throwing pieces of an eco house together that don't actually work together–or, work with the environment. Whether you choose to buy an "eco house" from a developer or create your own house by teaming with an architect and contractor [or acting as your own designer or builder], a knowledge of ecological design principles is essential for deciding what to do and how to do it.
You'll also need to learn about ecological houses, of course–their many possible forms and features. The whole point of learning ecological design principles is to apply them–in this case to create your own house. Examples of specific applications such as passive solar designs or gray water systems are given throughout this web site. But again, knowing which applications should be used in your design, and how they should work together, requires knowledge of the underlying principles.
Fortunately, there is a fun, easily understood, graphic approach for applying the concepts of ecosystem energy and material flows to the design of your house. It's explained on the design pages of this site, and expanded upon in my forthcoming book called Creating Your Ecological House.
If learning some basic ecology, ecological design principles and a whole lot of information about how ecological houses are designed and built seems overwhelming, remember that you can–and should–take it one step at a time. Start by exploring this Web site. And remember that everything you do, from simply educating yourself to creating a fully functional eco house is a step in the right direction for you and the planet.

12.05.2009

Geri dönüşüm nedir?

Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denir. Diğer bir tanımlamayla herhangi bir şekilde kullanılarak kullanım dışı kalan geri dönüştürülebilir atık malzemelerin çeşitli geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat süreçlerine kazandırılması olarak tanımlanabilir. Tabii kaynakların sonsuz olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu doğal kaynakların tükeneceği aıldan çıkarılmamalıdır. Bu durumu farkına varan ülke ve üreticiler kaynak israfını önlemek ve ortaya çıkabilecek enerji krizleri ile başdebilmek için atıkların geri kazanılması ve tekrar kullanılması için çeşitli yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerin de tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmeleri için atık israfına son vermeleri, ekonomik değeri olan maddeleri geri kazanma ve tekrar kullanma yöntemlerini uygulamaları gerekmektedir. Geri dönüşümde amac; kaynakların luzumsuz kullanılmasını önlemek ve atıkların kaynağında ayrıştırılması ile birlikte atık çöp miktarının azaltılması olarak düşünülmelidir. Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam, elektronik atıklar gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, tabii kaynakların tükenmesini önleyecektir. Bu durum; ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf sağlayacaktır. Örneğin kullanılmış kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini %35, su kullanımını %45 azaltığı ve bir ton atık kağıdın kağıt hamuruna katılmasıyla 8 ağacın kesilmesi önlenebilmektedir.

Diğer yandan, yukarıda bahsedildiği gibi geri dönüşümün amaçlarından biride bertaraf edilecek katı atık miktarlarının azaltılması nedeni ile çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesi de sağlanacaktır. Özellikle katı atıkları düzenli bir şekilde bertaraf edebilmek için yeterli alan bulunmayan ülkeler için katı atık miktarının ve hacminin azalması büyük bir avantajdır.

Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırması sureti ile toplanılmasıdır. Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturmaktadır.

Geri dönüşüme olan ihtiyacın başlamasında savaşlar nedeniyle ortaya çıkan kaynak sıkıntıları etkili olmuştur. Büyük devletler, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülke çapında geri dönüşümle ilgili kampanyalar başlatmışlardır.

Vatandaşlar özellikle metal ve fiber maddeleri toplama konusunda teşvik edilmişlerdir. ABD'de geri dönüşüm işlemi yurtseverlik anlayışında çok önemli bir yer edinmiştir. Hatta, savaş sırasında oluşturulan kaynak koruma programları, doğal kaynakları kısıtlı bazı ülkelerde (Japonya gibi), savaş sonrası da devam ettirmiştir.



Geri Dönüşümün Önemi

1.Doğal kaynaklarımızın korunmasını sağlar.

2.Enerji tasarrufu sağlamamıza yardım eder.

3.Atık miktarını azaltarak çöp işlemlerinde kolaylık sağlar.

4.Geri dönüşüm geleceğe ve ekonomiye yatırım yapmamıza yardımcı olur.



Geri Dönüşebilen Maddeler

Demir • Çelik • Bakır • Aliminyum • Kurşun • Piller • Kağıt • Plastik • Kauçuk • Cam • Motor yağları • Atık yağlar • Akümülatörler • Araç lastikleri • Beton • Röntgen filmleri • Elektronik atıklar • Organik atıklar

Ahşap hakkında bilmedikleriniz...



•Ahşap yapılarda yaşayanların fizyolojik ve psikolojik açıdan kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini?
•Ahşabın, insanla birlikte soluk aldığını, romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde olumlu etkileri olduğunu?
•Japon deprem uzmanlarının, tüm dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının Osmanlı ahşap karkas sistemi olduğunu açıkladıklarını?
•1894 İstanbul depreminde, kalitesiz ahşap yapıların bile yıkılmadığını, yanlarındaki güzel, yeni ve demirle bağlanmış kargir yapıların tümüyle yıkıldığını?
•ABD'deki konutların yaklaşık yüzde 90'ının ahşap olduğunu?
•Şiddetli bir deprem sonrasında hasar gören betonarme bir yapının yıkılmak zorunda olduğunu, hasar gören ahşap bir yapının ise kısa sürede onarılıp, tekrar içinde yaşanılabileceğini?
•Betonarme-karkas dışında kalan tüm yapım sistemlerinde, zaman içinde hasar gören taşıyıcı elemanların, yapı tümüyle yıkılmadan onarılabildiğini, hatta değiştirilebildiğini?
•Ahşap yapıların çok hafif olduğunu, kolay kolay çökmediğini, çökse bile içinde bulunanları öldürmediğini?
•Bir depremde, başlıca ölüm nedeninin yalnızca betonun ağırlığı olduğunu?
•Betonarmenin, ahşaba göre 5 misli, çeliğin 13 misli ağır olduğunu?
•Marmara ve Bolu depremlerinde ahşap yapılarda yaşayanlardan hiç kimsenin yaşamını yitirmediğini?
•Tarihten günümüze ulaşan en güzel sarayların, tapınakların ve diğer görkemli yapıların hiçbirinde beton kullanılmadığını ve binlerce yıldır ayakta kaldıklarını?
•1225'te Ren Nehri'ne yapılan ahşap Basel Köprüsü'nün 1903 yılına dek 774 yıl hizmet verdiğini?
•13'üncü ve 14'üncü yüzyıllarda yapılan, ahşap kolon ve çatıları olan Kastamonu, Mahmutbey, Beyşehir, Eşrefoğlu ve Afyon Ulu camilerinin, özel bir bakım yapılmaksızın 600-700 yıldır ayakta olduğunu?
•Dünyanın en büyük tarihi üç ahşap yapısından bir tanesinin, 100 metre boyu ve sekiz katlı bir binaya eşdeğer yüksekliğiyle tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada'daki Rum Yetimhanesi olduğunu?
•1790'da, ahşap kullanılarak ve hiçbir taşıyıcı eleman olmaksızın 108 metre "açıklığa" ulaşıldığını, bugün bu açıklığın 250 metreye ulaştığını?
•Yangına dayanıklı olduğu için, dünyanın önde gelen gelen mimarlarının ahşabı çeliğe yeğlediklerini?
•Bir yangın sırasında, gerekli kesitin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın iç ahşabın yanmasını geciktirdiğini?
•Bir yangın sırasında, çelik bir çatının 600 dereceden sonra çökme riskinin belirdiğini ve 15 dakika içinde çökebileceğini, buna karşılık ahşap bir çatının ortalama 1 saat ayakta kalabildiğini ve bu yüzden insanların canlarını kurtarma zamanlarının olduğunu?
•Ahşabı, yapı sektöründe kullanan ülkelerde ormanların küçülmediğini, tersine bilimsel bir yaklaşım ve koruma anlayışı ile büyümekte olduğunu?
•ABD'lilerin, yaşadığı topraklar üzerinde yalnızca 200 yıldır ev yaptıklarını, Anadolu'da ise 10 bin yıldır geleneksel yöntemlerle ev yapıldığını?
•ABD'lilerin, depreme karşı yaşam güvenceleri için, Anadolu insanının binlerce yıldır tanıdığı, uyguladığı ve 1940'lara dek de sürekli geliştirdiği ahşap-karkas yapı sistemini yaygın biçimde kullandıklarını?
•Bugün gerekli önlemler alınır, ahşaba dönülürse ve doğa da bize 20 yıl "avans" verirse, Türkiye'nin tüm deprem riskinden 20 yıl içerisinde tümüyle kurtulacağını?

Ytong hakkında

YTONG, hammaddeden kullanıma bütünüyle ekolojik



Yüksek ısı yalıtımına sahip ürünleri ile binalarda enerji tasarrufu sağlayan Ytong, 2008 Yapı Fuarı'nda ekolojik ürünleriyle öne çıkacak.

Küresel ısınma, kuraklık ve sel felaketlerinin artması sonrasında tüm dünyada hızla artış gösteren ekolojik ürünlere dönüş süreci, yapı sektöründe de öne çıkıyor. Yapılaşma yoluyla çevreye yüklenen ağır yüklerin önlenmesi, doğal çevrenin korunması ve gelecek nesiller için sağlıklı yapılaşma konularına dikkat çeken Ytong, “inşaat malzemelerinin çevreye duyarlılığı” konusundaki çalışmalara da öncülük ediyor.

Çevre dostu özelliği tüm dünyada çeşitli kurumlar tarafından onaylanan Ytong’da ekoloji, hammadde hazırlığı ile başlıyor ve her aşamada devam ediyor. Akıllıca ve en başından itibaren ekolojik olarak tasarlananan Ytong ürünleri, ısı yalıtımından, yangın güvenliğine, estetikten, uygulamaya tüm mimari ihtiyaçlara cevap veren masif bir yapı malzemesi olarak özellikle tercih ediliyor.

Faaliyetini “her aşamada çevreye karşı hassas ve bilinçle yaklaşan bir inşaat konsepti” olarak tanımlayan Ytong, geçtiğimiz yıl sonunda sektöründe bir ilki gerçekleştirerek “ekolojik bilançosunu” açıkladı. Ytong’un Ekolojik Bilançosu özetle şu ana başlıklardan oluşuyor.

§ Neredeyse tükenmez miktarda bulunan, çevreye zarar vermeden elde edilen doğal hammaddeler.

§ Zararlı madde içermeyen ve enerji tasarrufu öncelikli üretim.

§ Firesiz ve hızlı uygulama imkanı.

§ Yüksek ısıtma enerjisi tasarrufu, dolayısıyla CO2 emisyonlarında ciddi düşüş.

§ Kalıcı, uzun ömürlü yapı ve yaşam kalitesi.

§ Kolay geri dönüşüm ve yeniden değerlendirme imkanı.

“Çevre dostu yapı malzemesine” tartışmasız en iyi örnek olan Ytong, Türkiye’nin ilk ve en büyük ekolojik yapı projeleri olan İstanbul Meydan Alışveriş Merkezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Ekoyapı ve İstanbul Sapphire gökdelen projelerinin tümünde tercih edildi. Geçtiğimiz yıl Çevre Dostu Binalar Derneği’nin kurucu üyesi olarak bu alandaki önemli adımlardan birine öncülük eden Ytong, devam eden reklam kampanyası ile çevre dostu yapılaşmaya dikkat çekiyor.

6 milyar dolarlık enerji tasarrufu

Türkiye’de kuruluşunun 45. yılını kutlayan Ytong, ısı yalıtımı özelliği ile sağladığı 6 milyar doları aşan enerji tasarrufunu, yeni yatırımları ile artırmaya hazırlanıyor. Faaliyette olan 4 tesisine ilave olarak, Bilecik’te dünyanın en büyük Ytong üretim tesisi yatırımını gerçekleştiriyor. Trabzon’a kurulacak yeni fabrika için hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yatırımları ile Ytong, sektöründe dünya ikinciliğini hedefliyor.

Dünyanın en büyük Ytong tesisi

2007 Mayıs ayında temeli atılan ve 2008 sonunda işletmeye alınacak Bilecik tesisinin inşaatı hızla sürüyor. Üretime 125 bin metreküp ile başlayacak ve zaman içerisinde 800 bin metreküp kapasiteye ulaşacak Bilecik fabrikası, dünyanın en büyük Ytong tesisi haline gelecek.

Trabzon'daki yatırım ise Varlıbaş Grup ortaklığı ile hayata geçirilecek. Kuruluş kapasitesi 130 bin metreküp olacak bu tesisin en önemli özelliği Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin nitelikli ve çağdaş yapı malzemesi ihtiyacına cevap verecek olması.

Isı yalıtımında mineral ve yanmaz bir ürün: Multipor!

Dünyada gazbeton endüstrisindeki en çarpıcı gelişme olarak nitelendirilen Multipor, Ytong türevi hafif, mineral bir ısı yalıtım malzemesi olarak sektörde ilgi görüyor.

Sahip olduğu 0,045 W/mK ısıl iletkenlik değeri ile yüksek ısı yalıtımı sağlayan, mineral esaslı ve yanmaz bir malzeme olan Multipor, Türk Ytong’un Alman ortağı tarafından geliştirilmiş bir ürün. Ytong gibi A1 sınıfı yanmaz bir malzeme olan Multipor, Avrupa’da özellikle son yıllarda yaşanan yangın felaketleri karşısında “Yapılarda Yangın Güvenliği” konusunda alınan önlemlere ve sert yaptırımlara en uygun çözümü sağlaması nedeni ile önemli bir buluş olarak kabul ediliyor.

Multipor, son olarak İstanbul-Beşiktaş’ta inşa edilen Erhan Gedikbaşı Lisesi inşaatında kullanıldı. Bu inşaatın duvarlarında Ytong duvar blokları ve Alsecco ED1 dış sıva, betonarme yüzeylerin ısı yalıtımında ise Multipor kullanıldı. Böylece yapıda, tamamen doğal olarak yalıtılmış, nefes alan ve yanmayan bir cephe oluşturuldu. Isı yalıtımı Ytong ve Multipor ile sağlanırken, su yalıtımı da kesin su iticiliğe sahip Alsecco Dış Sıva ile sağlandı. Ytong cephe sistemi olarak tasarlanan bu sistem, yatırımcıya uygulama açısından büyük kolaylık ve zaman tasarrufu getiriyor.


http://www.ytong.com.tr/






ORGANİK TARIM İLE İLGİLİ YANLIŞLAR

  • Organik tarım ilkel
  • Organik tarım fazla emek ister ve üretim maliyetleri yüksek
  • Organik tarımda verim düşük - az ürün elde edilir
  • Organik tarım ürünleri ile geleneksel ürünler arasında besin maddesi, mineral ve vitamin içeriğinde fark yok
  • Organik ürünler konvansiyonel ürünler gibi düzgün şekilli değil
  • Organik tarım ürünleri konvansiyonel ürünlerden pahalı

Organik tarım ilkel bir tarım şekli değildir.

Gerek besleme, gerekse yabani ot, hastalık ve zararlılara karşı sentetik ilaç ve gübrelerin kullanılmıyor olması bu tarım şeklinin ilkelliği anlamına gelmez. Aksine, ekim nöbeti, yeşil gübreleme, kompost yapım ve kullanımı, solarizasyon, istenmeyen böcekler için tuzaklar, yararlı böcek ve mikroorganizmaların doğal düşmanlar olarak istenmeyen böcek ve hastalıklara karşı kullanılması, küçümsenmeyecek derecede bilimsel temel, bilinç ve tecrübe gerektirir.

Organik tarımın üretim maliyetleri yüksek değildir.

Tarla yada bahçelerde ot ilacı kullanmamaktan ve bu sorunu iş gücü gerektiren fiziksel mücadele ile halletmek gerektiği için, ek bir işgücü maliyeti doğmaktadır. Bunun dışında diğer kültürel işlemlerin ek bir maliyeti olmadığı gibi endüstriyel tarımda yoğun olarak kullanılan sentetik kimyasalların organik tarım içinde zaten yeri yoktur. Ayrıca bu sentetik kimyasalların kullanılmıyor olmasının çevre, ekoloji ve insan başta olmak üzere canlı sağlığına kazandırdığı “artı değer”in hesaplanamayacak bedelini hiçbir zaman unutmamak gerekir.Diğer bir maliyet unsuru olan Kontrol ve Sertifikasyon maaliyetlerinde ise küçük alanların yada tek tek küçük çiftçilerin sertifikalandırılması yerine köy, havza yada kooperatif bazında oluşturulan organik tarım alanları için alınacak toplu sertifikasyon, bu maliyeti düşürmenin en akılcı yönüdür. Dolayısıyla organik tarımı bağımsız küçük alanlarda tek tek üretici bazında yapmak yerine çiftçilerin bir araya gelerek oluşturacakları birlik yada kooperatifler vasıtasıyla gerçekleştirmek aynı zamanda ürünleri satın alan şirketler karşısında da çiftçilerin elini güçlendirecektir.

Organik tarımda verim düşüklüğü koşullara bağlıdır.

Yıllardır konvansiyonel tarım sistemi uygulanan arazilerde organik tarıma geçiş sürecinde, ürün verimlerinde bir azalış olması doğaldır. Elbetteki toprak ekosisteminin yeniden oluşumuna kadar ki birkaç yıllık süreçte verim düşük olacaktır. Zira konvansiyonel tarım yapılan bu arazilerde sentetik ticari gübre kullanılırken toprak değil, sadece ekilen-dikilen bitkiler beslenmiştir. Hatta yoğun sentetik gübre ve kimyasal ilaç kullanımlarıyla toprak zehirlenmiş ve fakirleşmiştir, organik yapı yok olmuştur, toprak mikroflorası yok edilmiştir. Dolayısıyla bunun geri kazanımı için bir süre geçecek ve bu süreçte verim, konvansiyonel üretime göre daha düşük olabilecektir. Sistem eskiye döndüğünde ise verim de yükselmeye başlayacaktır. Eğer ekolojik tarıma, daha önceden konvansiyonel tarım yapılmamış arazilerde başlanırsa ve ekolojik tarımın gereksinim duyduğu işlemler ekosistemin dengesini bozmadan yapılıyorsa, bir çok üründe birim alandan konvansiyonel tarım koşullarında yapılan üretim kadar verim alınabilmektedir.

Organik tarım ürünlerinin besin maddesi, mineral ve vitamin içeriği konvansiyonel ürünlerinden çok daha zengin.

Yapılan bilimsel çalışmalar organik ürünlerin besin içeriklerinin konvansiyonellerden daha fazla olduğunu kanıtlamaktadır. Endüstriyel tarımın Yeşil Devrim süreciyle 1970 lerde başlayan yükselişi, verim artışı sağlayan tarım kimyasallarının yoğun kullanımını ve yerel tohumlar yerine melez tohumların ekilmesini sağlamıştır. Yerel tohumlardan endüstriyel tohumlara geçiş ile bakın neler olmuştur?

Minnesota Üniversitesi tarafından ABD’de yerel tohum çeşitlerinden elde edilen ürünler ile marketlerden alınan endüstriyel tohumlardan elde edilen ürünlerin besleyicilik özellikleri karşılaştırılmış ve yerel çeşitlerin üstün olduğu saptanmıştır. Örneğin fasulyelerde antioksidan düzeyleri bazı yerel çeşitlerde endüstriyellere oranla %50, bazı çeşitlerde ise 3,5 ile 21 misli yüksek bulunmuştur. İngiltere’de yapılan diğer bir araştırmada 1930’da ve 1980’de Tarım Bakanlığının gerçekleştirdiği sebze ve meyvelerin mineral madde değerlerini içeren araştırmaların sonuçları karşılaştırılmıştır. Buna göre 50 yıllık bu sürede sebzelerde kalsiyum, magnezyum, bakır ve sodyumda; meyvelerde ise magnezyum, demir, bakır ve potasyumda önemli düzeylerde gerilemeler saptanmıştır.En büyük düşüş sebzelerde beşte bir düzeyine düşen bakırdadır. Sonuçlar bu düşüşlerin endüstriyel tarımın gelişmesinden veya çeşitlerin değişmesinden meydana gelebileceği şeklinde yorumlanmıştır. Washington State Universitesi araştırmacıları 1842 den beri ekilen 63 yazlık buğday çeşidinde 2003 e varıldığında %11 lik Demir azalması, % 16 lık Bakır azalması, % 26 Çinko ve % 50 Selenyum azalması olduğunu saptamışlar ve bugünkü ürünlerin yerel çeşitlere göre %10 ile 25 arasında daha az demir,çinko,protein,kalsiyum ve C Vitamini içerdiğini saptamışlardır. Dolayısıyla ürünlerin çok düzgün şekilli ve albenili olmasından ziyade içeriklerinin ne olduğu önemlidir.Yapılan araştırmalar çeşitli ürün gruplarına göre organik ürünlerde konvansiyonel ürünlere göre besin değerinin ortalama % 20 ,antioksidan değerinin % 30 oranında daha fazla olduğunu göstermektedir.

California Universitesinin 10 yıllık araştırma sonuçlarına göre bazı kanser türleri ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuk görevi yapan antioksidanlardan Flavonoidlerin organiklerde % 79 ile % 97 oranında daha fazla olduğu, lycopene değerinin yine organiklerde konvaniyonellere oranla daha fazla bulunduğunu söylenmektedir.

Organik tarım ürünleri konvansiyonel ürünlerden daha pahalımıdır?

Bu ürünleri alırken parayı ne için harcadığınızı düşünmeniz gerekir. Parayı ne için veriyorsunuz?

  1. Ekolojiye dost bir üretim için suyun, toprağın tarım kimyasalları ile zehirlenmemesi için,
  2. Toprak mikroflorası dahil olmak üzere toprak canlılarının ve toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin korunması için,
  3. Küçük çiftçinin desteklenmesi, toprağından kopmamasının sağlanması, ekonomik olarak güçlenmesi için,
  4. Kendinizin ve özellikle de çocuklarınızın sağlıklı besinler yemenizi sağlamak ve gıdalardan gelecek sağlık risklerinizi azaltmak için
    bu parayı verdiğinizi unutmayınız.

Tarım verimliliği konusunda dünyanın 57 ülkesinde yürütülen 280 projede , gelişmekte olan ülkelerde geleneksel metodlarla yapılan tarımın gelişmiş ülkelerdeki teknolojik ve kimyasal destekli tarıma göre toprağa daha az zarar verdiği ve bu nedenle de daha sürdürülebilir olduğu saptanmıştır. Araştırmacılar, toprağın biyoçeşitliliğini bozmayan yöntemlerin uzun vadede daha yüksek hasat verdiğine dikkat çekerek, böcek ilaçlarının ve verim artırıcı kimyasalların kullanılmaması gerektiğine vurgu yapmaktadırlar. Zira tarımsal üretimde meydana gelen yoğun “kimyasallaşma” nın çevreye ve insan sağlığına etkisi ancak uzun vadede ortaya çıkmaktadır (DDT örneği).Endüstriyel tarımın insanlığa üç türlü faturası vardır: “Ucuz gıda adına kimyasal içerikli yiyecekler için önce şirketlere, sonra bunun pisliğini temizlemek için ekolojiye , son olarak da kendi sağlığımızı kurtarmak için doktorlara bedel ödemekteyiz.” Şirketlere ödenen para aşağı yukarı bellidir ama ekoloji ve insan sağlığı için ödenecek bedeli rakamsal olarak ifade edebilmek mümkün değildir.

Arca Atay - Ziraat Yüksek Mühendis